prof-dr-adem-apak-yazıları

Prof. Dr. Adem APAK

Âlim ve Devlet Adamı Sahâbî

Asıl adı Abdullah b. Kays olan Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (ra), Güney Arabistan’ın Yemen bölgesinde yer alan Zebîd şehrinde dünyaya geldi. Onun mensubu olduğu Eş‘ar kabilesi Kahtânî asıllı Arap soylarından birisidir. Babası Kays b. Süleym, annesi ise Tayyibe’dir. Hz. Peygamber’in (sav) Mekke’de davetini başlattığını haber alınca İslâm’ı öğrenmek ve Müslümanlar arasına dahil olmak amacıyla kabilesine mensup kişilerle Kızıldeniz yoluyla Mekke’ye gitmeye karar vermiş, ancak gemileri fırtına sebebiyle Habeşistan’a sığınmak zorunda kalınca, o da yanındakilerle birlikte Habeşistan’a hicret etmiş bulunan Mekkeli Müslümanlara katılmıştı. Ebû Mûsâ (ra) burada belli süre kaldıktan sonra Hayber Fethi esnasında diğer buradaki Muhâcirlerle birlikte Medine’ye döndü. Dolayısıyla Ebû Mûsâ (ra) hem Habeşistan, hem de Medine’ye hicret etmesi sebebiyle iki hicret sevabı alanlar arasında sayılmıştır.[1]

Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (ra) Medine’ye ulaşmasından sonra Hz. Peygamber’in (sav) bütün savaşlarında hazır bulundu. Mekke’nin fethinin hemen akabinde gerçekleşen Huneyn savaşında mağlup olup kaçan düşman birliklerini takip eden askerî birlikte yer aldı. Bu esnada gösterdiği üstün gayretleri sebebiyle Hz. Peygamber (sav) onun hak­kında, “Allahım! Abdullah b. Kays’ın gü­nahını affeyle ve kıyamet gününde ona şerefli ve yüksek bir makam nasip et” diye duada bulunmuştur.[2]

Tebük seferinin hemen akabinde Rasûl-i Ekrem’in (sav) Arap Yarımadası’nın çeşitli bölgelerine görevlendirdiği zekât amilleri arasında Ebû Mûsâ (ra) da vardı. O, kendi vatanı olan Yemende Zebîd, Aden, Me’rib bölgelerinin sadakalarını toplamakla görevli kılınmıştı. Diğer bir sahâbi Muâz b. Cebel (ra) ile beraber bölgeye giden Ebû Mûsâ (ra), zekât amilliği görevinin yanı sıra halka İslâm dinini tebliğ etmiş ve hemşehrilerinden pek çok insanın hidayetine vesile olmuştur.[3] Görevi esnasında Yemen’den gelerek Allah Rasûlü’nün (sav) veda haccı ve hutbesine iştirak eden Ebû Mûsâ (ra), Hz. Peygamber’in (sav) vefatından sonra bir müddet Medine’de kaldı. Daha sonra ridde hadiselerinde Esved el-Ansî’yi etkisiz hale getirmek için yola çıkarılan orduda savaştı. Hz. Ebû Bekir’in (ra) halîfeliğinin son yılında ise Müslümanların Suriye fetihlerine iştirak etti.[4]

Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’nın (ra) bürokraside yükselmesi Hz. Ömer’in (ra) halîfeliği dönemine tekabül eder. O ilk olarak Basra’ya vali tayin edildi.[5] Eyaletlerde müstakil kadılık müessesesi daha ihdas edilmemiş olduğundan, valiliğinin ilk yıllarında şehirdeki hukukî meseleleri de çözüme bağladı. Basra valiliği devam ederken gerçekleştirdiği askerî seferler neticesinde Nusaybin, Dînever, ve Kum gibi şehirlerin Müslümanların idaresine girmesini temin etti. İran’ın önemli merkezleri olan Ehvâz ile İsfâhan da onun tarafından fethedildi. Ayrıca Araplar ile İranlıların son büyük hesaplaşması olan Nihavend savaşında da başkomutan Numan b. Mukarrin’in yardımcıları arasında yer aldı. Onun başarılı idaresinden memnun olan Hz. Ömer, Ammâr b. Yâsir’in (ra) azledilmesinin ardından Kûfe valiliğini de onun uhdesine verdi. Hz. Osman’ın (ra) halîfeliği döneminde de devlet kademelerinde vazife görmeye devam eden Ebû Mûsâ (ra), Irak’ın iki önemli merkezi olan Basra ve Kûfe’de ayrı zamanlarda valilik yaptı.[6] Bu görevlerinden ayrıldıktan sonra ise kendisini ilme ve talebe yetiştirmeye adadı. Bilhassa Kur’ân ilimleri ve fıkıh öğretimiyle meşgul olarak pek çok talebe yetiştirdi. Fakat devlet adamlığı yönü onu yine rahat bırakmadı. Hz. Osman (ra) zamanının sonuna doğru Kufelilerin ısrarlı talepleri sebebiyle tekrar Küfe valiliğine getirildi. Halîfenin asiler tarafından şehid edildiği esnada o, valilik makamında bulunuyordu.[7]

Hz. Osman’ın (ra) şehid edilmesinden sonra ortaya çıkan siyasî ve ictimaî kaos ortamında taraf olmamaya özel gayret gösterdi. Bu esnada başta Kûfeliler olmak üzere bütün halkı sükunete çağırıcı konuşmalar yaptı. Hz. Peygamber’den (sav) rivayet edilen “Öyle bir fitne kopacak ki, onun koptuğu zaman ayakta duran yürüyenden, oturan da ayakta durandan daha hayırlı olacaktır” “İki Müslüman kılıçları ile karşılaşacak olurlar da biri diğerini katlederse ikisi de cehennemlik olur” hadislerini okuyarak toplumu savaş ve fitne konusunda uyardı.[8] Hz. Âişe (rah), Hz. Talha (ra) ve Hz. Zübeyr (ra) tarafından organize edilen ve Basra’da toplanan gruba karşı halîfe Hz. Ali’den (ra) asker toplaması emri gelince bu talimata uymadığı gibi, yönetimin Kûfe’de yeteri kadar kuvvet elde etmesine engel oldu. Böyle bir adımın Müslüman katının akıtılmasına sebebiyet vereceğini düşünüyordu. Bunun üzerine Ebû Mûsâ (ra), Hz. Ali (ra) tarafından görevinden uzaklaştırıldı.[9]

Ebû Mûsâ (ra), Sıffin’de Iraklılar ile Şamlılar arasında meydana gelen büyük savaşa iştirak etmedi. Çarpışmalar sonucunda meselenin barış yoluyla halledilmesi kararı alınması üzerine Iraklılar, sadece Ebû Mûsâ’nın (ra) hakemliğine razı olacaklarını açıklayınca Hz. Ali (ra) onu kendi temsilcisi seçti . Hakemler arasında yapılan ilk görüşmeler sonucunda savaşın durdurulmasına ve anlaşmazlığın halli için tekrar görüşmeler yapılmasına karar verildi. Sıffin savaşından bir yıl sonra gerçekleştirilen ve hakem olayı olarak meşhur olan görüşmeler için Ebû Mûsâ (ra) ile Şamlıların temsilcisi Amr b. el-Âs (ra) Ezruh denilen mevkide bir araya geldiklerinde Hz. Ali’yi (ra) halîfelikten azletmek ve  Muâviye’yi (ra) de bu göreve yaklaştırmamak, yeni halîfenin seçimini de şûraya bırakmak konusunda anlaştılar. Alınan kararı ilk önce Hz. Ali’nin (ra) temsilcisi Ebû Mûsâ (ra) açıkladı. Söz sırası Amr’a (ra) gelince o ise Hz. Ali’yi (ra) kendisinin de azlettiğini, fakat bu makama Muâviye’yi (ra) getirdiğini ilan etti. Anlaşmaya aykırı olarak açıklanan bu karara Ebû Mûsâ (ra) itiraz etmiş, ancak Şamlıların Muâviye’yi halîfe ilan etmelerinin önüne geçememiştir. Gerek Hz. Ali (ra), gerekse diğer Iraklılar Amr’a (ra) karşı dirayetli hareket edemediği düşüncesiyle Ebû Mûsâ’yı (ra) tenkit ettiler. Bu hadiseden dolayı son derece üzülen Ebû Mûsâ (ra), siyasî hayattan tamamen çekildi. Kendisine bu konuda yapılan yeni davetlere de iltifat etmeksizin ömrünün geri kalan kısmını Mekke’de uzlet içerisinde tamamladı.[10]

Ebû Mûsâ (ra) politik hayatta olduğu kadar, ilmî kişiliğiyle de temayüz etmiş sahâbîlerdendir. Kur’ân-ı Kerîm’i bizzat Hz. Peygamber’den (ra) öğrendiği, üstelik ezberleyerek hafız olduğu bilinmektedir. Güzel sesiyle okuduğu Kur’ân-ı Kerîm sebebiyle bizzat Hz. Peygamber’in (sav) takdirini kazanmıştır. Allah Rasûlü (sav) onun sesini duyduktan sonra aynen Hz. Dâvûd (as) gibi okuduğunu ifade etmiştir.[11] Kur’ân ilimleri ve tefsirdeki derinliği kadar fıkhî konulara da vakıf olan Ebû Mûsâ (ra), Hz. Peygamber (sav) hayatta iken fetva veren birkaç sahâbî arasında sayılır.[12]

Halîfeliği esnasında Hz. Ömer’in (ra) yargılama hukukuyla ilgi­li olarak Basra valiliği esnasında Ebû Musa’ya (ra) gönderdiği mek­tup, İslâm hukuk tarihinde mühim bir yere sahiptir. Hz. Ömer (ra) mektubunda hakimin tarafsızlığı, tarafların delil ge­tirme yükümlülüğü, barışma, hâkimin hatalı karardan dönmesi gibi yargılama hukukunun temel meselelerine temas etmiştir. Ayrıca Kitap ve Sünnette bulunmayan hususlarda kıyasa başvu­rulması konusu üzerinde durulmuştur. Hz. Ömer’in (ra) bu mektubu daha sonraki dönem İs­lâm hukukçuları tarafından yargılama hukukunun esasları konusunda önemli bir referans olmuştur.[13]

İlme düşkünlüğü ile bilinen Ebû Mûsâ (ra) aynı zamanda zühd ve takvasıyla da şöhret bulmuştur. Uzun yıllar devletin en önemli görevlerinde bulunmuş, pek çok fetihler sonucunda zengin ganimetlerden pay almış olmasına rağmen zengin bir hayat yaşamamış, hiçbir zaman da dünya malına iltifat etmemiş, dolayısıyla Hz. Peygamber (sav) döneminde yaşadığı sade hayatını vefatına kadar sürdürmüştür.[14]

Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (ra), fıkıh alanındaki şöhreti kadar aynı zamanda hadis rivayet eden sahâbî arasında da yer alır. Rivayet ettiği hadisleri doğruca Hz. Peygam­ber’den (sav) ayrıca dört halîfeden, Muâz b. Cebel (ra), Abdullah b. Mes‘ûd (ra), Übey b. Kâ‘b (ra) ve Ammâr b. Yâsir (ra) gibi sahâbîlerden almıştır. Kendisinden de oğulları Mûsâ, İbrahim, Ebû Bürde, Ebû Bekir ile, ashâb­dan Ebû Saîd el-Hudrî (ra), Enes b. Mâlik (ra), Tâbiîlerden Kays b. Ebû Hâzim, Saîd b. Müseyyeb, Ebû Osman en-Nehdî ve Hasan-ı Basrî gibi âlimler rivayette bulunmuşlardır. Ondan gelen 360 hadis rivayetinin 49’u hem Buhârî hem de Müslim’de ortak yer bulmuş, ayrıca müstakil olarak Buhârî’de 4 Müslim’de de 15  rivayeti aktarılmıştır.[15]

[1]     İbn Sa’d, IV, 105-106; İbn Abdilberr, IV, 1762-1763.

[2]     Buhârî, Meğâzî, 55; Vâkıdî, Meğâzî, III, 914-917.

[3]     İbn Sa’d, IV, 108.

[4]     İbn Sa’d, IV, 109.

[5]     İbn Abdilberr, IV, 1763.

[6]     Taberî, IV, 265-266; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, II, 49.

[7]     Taberî, IV, 330-336, 346; Mes’ûdî, Mürûcü’z-Zeheb, II, 367.

[8]     Buhârî, Fiten, 9.

[9]     Taberî, IV, 481-487; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, II, 116-118.

[10]    Taberî, V, 71; Mes’ûdî, Mürûcü’z-Zeheb, II, 408-410.

[11]    Buhârî, Fedâil, 27; Tirmizî, Menâkıb, 56.

[12]    İbn Sa’d, IV, 107-108.

[13]    Hamidullah, Muhammed, el-Vesâiku’s-Siyasiyye, s. 425-437.

[14]    İbn Sa’d, IV, 116; İbn Abdilberr, IV, 1764.

[15]    Ayrıca bk. Kandemir, M. Yaşar, “Ebû Mûsâ el-Eşarî”, DİA, X, 190-192.