prof-dr-adem-apak-yazıları

Prof. Dr. Adem APAK

Vahiy Katibi Âlim Sahâbî

Ebû Hârice olarak da tanınan Zeyd b. Sâbit (ra), Medineli Hazrec kabilesinin bir kolu olan Neccâroğulları’na mensuptur. Hicretten yaklaşık onbir yıl önce Medine’de dünyaya geldi. Babası aynı kabileden Sâbit b. Dahhâk b. Zeyd, annesi ise Nevâr bint. Mâlik b. Muâviye’dir. İslâm öncesi dönemde Medine’nin iki büyük Arap kabilesi olan Evs ve Hazrec kabilesi arasında gerçekleşen Buas savaşı esnasında babası Sâbit öldüğünde, Zeyd (ra) altı yaşında bir çocuktu. Hz. Peygamber’in (sav) Mekke’den Medine’ye göç ettiği esnada ise 11-12 yaşlarındaydı.[1]

Zeyd b. Sâbit (ra) daha hicret gerçekleşmeden oyun çağında bir çocukken Müslüman olmuştu. Bu zamana kadar da hafızası ve derin kavrayışıyla Medine’de herkes tarafından tanınmıştı. O kadar ki, daha çocukluk çağında iken, Kur’ân’dan pek çok sûreyi rahatlıkla ezbere okuya­biliyordu. Nitekim Peygamberimiz (sav) Medine’ye geldiğinde onun huzurunda ezbere bildiği sûreleri okumuştur.

Zeyd b. Sâbit (ra), Medine döneminde Müslümanların müşriklerle yapmış oldukları ilk savaş olan Bedir harbine katılamadı. Zira Allah Rasûlü (sav) yaşı küçük olduğu için onu ve akranlarını orduya almamıştı.[2] Bu savaşta Müslümanlar parlak bir zafer kazandılar. O kadar ki, müşriklerden yetmişten faz­lası öldürülmüş, bir o kadarı da esir edilmişti. Mekkeli esirlerden okuma yazma bi­lenlerin, Müslümanlardan on kişiye okuma yazma öğretmek şartıyla serbest bıra­kılmaları kararı alındı. Esir müşriklerden okuma yazma öğrenenlerden birisi de Zeyd b. Sâbit’ti (ra).  Allah Rasûlü (sav) onu daha sonra vahiy katipleri arasına dahil etti. Nitekim vahiy kâtiplerinden olan Ubey b Kâ’b (ra) bulun­madığı zaman, Peygamberimiz (sav) Zeyd b. Sâbit’i (ra)  çağırır, gelen âyetleri ona yazdırırdı. Rivayetlere göre Hz. Peygamber’in (sav) vahiy kâtipleri içinde Übey b. Kâb’dan (ra) sonra Medine’de en çok vahiy yazan Hz. Zeyd b. Sâbit (ra) olmuştur.[3]

Güçlü hafızaya sahip Zeyd b. Sâbit’in (ra) dil öğrenme konusundaki kabiliyetini de fark eden Hz. Peygamber (sav), ondan İbranice ve Süryanice dillerini öğrenmesini istedi. Zira bu dillerle yazılmış çeşitli mektuplar Rasûlüllah’a (sav) geliyor, bunların okunup anlaşılması, gerektiğinde de cevap verilmesi gerekiyordu. Allah Rasûlü (sav), kendisi okuma yazma bilmediğinden bunları başkalarına, özellikle de Yahûdîlere okutmak durumunda kalıyordu. Hâlbuki yazışmaların muhtevasını yabancıların öğrenmesini istemiyordu. Bunun için Zeyd (ra), hemen işe koyularak çok kısa bir sürede hem İbranice hem de Süryanice’yi en güzel bir şekilde okuyup yazmayı öğrendi. Bundan sonra gelen mektupların büyük bir kısmını okuma ve bunlara cevap yazma işlemlerini Zeyd (ra) yürüttü. O, aynı anda vahiy kâtipliğini de devam ettiriyordu.[4]

Zeyd b. Sâbit’in (ra)  Hz. Peygamber’le (sav) birlikte katıldığı ilk muharebe Hendek savaşıdır. Bu savaştan önce gerçekleştirilen Hendek kazma faaliyetinde gayretle çalışan Zeyd’i (ra) gören Allah Rasûlü (sav), onun hakkında “Ne kadar iyi bir çocuk” diyerek takdirlerini ifade etmiştir. Hendeğin kazılması tamamlandıktan sonra diğer çocukları ailelerinin yanına gönderen Peygamberimiz, Abdullah b. Ömer (ra) ile Zeyd b. Sâbit’in (ra) savaşa katılmalarına izin vermiştir.[5]

Hz. Peygamber’in (sav) son askerî faaliyeti olan Tebük seferi esnasında Zeyd’in (ra) kabilesi Benî Mâlik b. Neccâr’ın bayrağını Umâre b. Hazm (ra) taşıyordu. Allah Rasûlü (sav) daha sonra bayrağı alıp Zeyd b. Sâbit’e (ra) teslim etti. Bunun üzerine Umâre (ra): “Ey Allah’ın Rasûlü! Hakkımda sana herhangi bir şey mi ulaştı da benden bu görevi aldın?” diye sorunca, Rasûlüllah (sav) “Hayır, lâkin Kur’ân’a öncelik verilmiştir: Zeyd (ra) Kur’ân’ı senden daha çok ezberlemiştir” şeklinde cevap vererek, bu görevde niçin Zeyd’i (ra) tercih ettiğini bildirmiştir.[6]

Hz. Peygamber’in (sav) vefatından sonra Müslümanlar arasında hilafet problemi meydana gelmişti. Bilhassa Ensâr halîfenin kendilerinden olması konusunda ısrar ediyordu. Buna karşılık Muhâcirler ise bu görevi Kureyşli bir kişinin yapmasının daha uygun olacağını ileri sürdüler. Bu esnada genç bir sahâbî olan Zeyd b. Sâbit (ra) ise kendisi Medineli olmasına rağmen “Rasûlüllah Muhâcirlerdendi. Biz de Rasûlüllah’ın (sav) yardımcılarıydık. Onun yerine seçilecek olanların da yardımcıları olmalıyız.” demek suretiyle, hilafet meselesinin çözülmesine, ardından da Hz. Ebû Bekir’in (ra) halîfe seçilmesine önemli katkı sağladı.[7]

Bir Kur’ân ehli sahabî olan Zeyd b. Sâbit’in (ra)  İslâm’a yaptığı en büyük hizmet yine Kur’ân-ı Kerîm ile alâkalı idi. Bilindiği gibi, Peygamberimiz (sav) zamanında Kur’ân-ı Kerîm bugünkü halinde değildi. Kur’ân’ın mushaf haline getirilmesinde en büyük pay, şüphesiz Zeyd’e (ra) aitti: Hz. Peygamber (sav) döneminde gelen vahiyler, vahiy kâtipleri tarafından kâğıt parçalarına, tabaklanmış derilere, yassı beyaz taşlara ve develerin kürek kemiklerinin üzeri­ne yazılıyordu. Ancak âyet ve sûrelerin yazıldığı bu parçalar bir yerde toplanmıyordu. Kur’ân hafızı olan sahâbîlerin sayısı çok olduğundan ayrıca yazılı olanları bir araya getirmeye ihtiyaç görülmemişti. Ancak Allah Rasûlü’nün (sav) vefatından kısa süre sonra gerçekleşen Yemâme Savaşı’nda çok sayıda hafızın şehid olması üzerine böyle bir ihtiyaç baş gösterdi. Bunu ilk defa fark eden ise Hz. Ömer (ra) oldu. Nitekim o, zamanla hafızların daha da azalacağından, âyetlerin yazılı bulunduğu vesikaların kaybolabileceğinden ve bazı âyetlerin unutulabileceğinden endişe etmeye başladı. Bu husus­taki düşüncesini Halîfe Hz. Ebû Bekir’e (ra) açarak Müslümanların elinde dağınık halde bulunan Kur’ân vesikalarının bir araya getirilerek iki kapak arasında toplan­masını teklif etti. Hz. Ebû Bekir (ra) başlangıçta bu konuda tereddüt etti. Zira daha önce Hz. Peygamber’in (sav) yapmadığı bir şeyi yapmayı uygun görmüyordu. Ancak, daha sonra ikna olunca Kur’ân’ın toplanmasına karar verdi. Bu görev için ise Zeyd b. Sâbit (ra) uygun görüldü.[8] Daha yirmili yaşlarından olan bir sahâbîye böyle mühim görevin verilmesinin birçok sebebi vardı. Her şeyden önce Zeyd (ra), Rasûlüllah’ın (sav) Medine’deki hayatı boyunca vahiy kâtipliğini yapmıştı. Ayrıca Ashâb içerisinde Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını ezberleyenlerden ve en iyi okuyan­lardan birisiydi. Aynı zamanda, Peygamberimiz (sav) irtihal edeceği yıl Kur’ân’ı nasıl Cebrail’e (a.s.) okumuşsa, Hz. Zeyd (ra) de yazdığı bütün âyetleri Allah Rasûlü’ne (sav) arz etmişti.[9]

Hz. Ebû Bekir (ra)  ile Hz. Ömer (ra), Kur’ân âyetlerinin bir araya toplanması vazifesi için, Zeyd b. Sâbit (ra) üzerinde karar verdikten sonra onu yanlarına çağırdılar. Hz. Zeyd (ra) gelince, Hz. Ebû Bekir (ra) ona, Hz. Ömer (ra)  ile aralarında geçen konuşmayı ha­ber verdi ve şöyle devam etti: “Sen genç ve akıllı birisin. Senin aleyhinde hiçbir şey söyleyemeyiz. Sen Rasûlüllah’a gelen vahyi yazıyordun, Kur’ân-ı Kerîm’i inceleyip toplar mısın?” Bu vazifenin zorluğuna işaretle Hz. Zeyd (ra) şöyle cevap verdi: “Allah’a yemin ederim ki, bana bir dağı taşımayı teklif etseler­di, Kur’ân’ı toplama işinden daha ağır gelmezdi”. Zeyd (ra) bununla birlikte bu mühim vazifeyi yapmak gerektiğine inanıyordu. Öncelikli olarak Kur’ân’ın yazılı olduğu sahifeleri araştırmaya başladı. Bu hususta çok ihtiyatlı davranıyordu. Yazılı olarak bulduğu âyetleri hemen kabul etmiyor; bu âyetin, Allah Rasûlü’nün (sav) huzurun­da yazıldığına dair iki şahit istiyor, ondan sonra kaydediyordu.[10]

Zeyd b. Sâbit (ra), Sahâbe-i Kirâm’ın da yardım ve gayretiyle Kur’ân’ın toplanması işini bir sene gibi kısa bir zamanda tamamladı. Daha sonra Ashâbın tamamını bir araya getirdi. Toplanan mushafı onlara okudu. Müslümanlar okunanları tasdik ettiler. Bu şekilde iki kapak arasında toplatılan Kur’ân sahifeleri, vefatına kadar Hz. Ebû Bekir’in (ra), sonra Hz. Ömer’in (ra), daha sonra da Hz. Ömer’in (ra)  kızı ve Rasûlüllah’ın (sav) hanımı Hz. Hafsa’nın (rah)  yanında kaldı.[11]

Zeyd b. Sâbit (ra), Hz. Ebû Bekir’in (ra)  halîfeliği zamanında Kur’ân-ı Kerîm’in top­latılması faaliyetini başarıyla tamamdığı gibi Hz. Ömer’in hilâfeti döneminde de, kıraat, yani Kur’ân okuma ilminin öğretilmesi ile meşgul olmuştu. O, ayrıca fetva işlerini de yürütüyordu. Fetva konusunda çok hassas davranan Hz. Ömer (ra), Zeyd b. Sâbit (ra) ile birkaç sahabînin dışında kalanların fetva vermesini yasaklamış­tı. Halîfe ayrıca sefere çıktığında Zeyd b. Sâbit’i (ra) yerine bırakıyordu. “Halk, başkasında bulamadığını Zeyd’de buluyor” diyerek onun ilim ve fazile­tini takdir etmiştir.[12]

Zeyd b. Sâbit’in (ra) Kur’ân’a yapmış olduğu mühim hizmetlerden birisi de, Hz. Osman’ın (ra)  halîfeliği zamanında gerçekleşen Kur’ân’ın çoğaltılmasıdır: Hz. Ebû Bekir (ra)  devrinde toplatılan Mushaf, bir adet olduğu için ihtiyaca kâfi gelmiyordu. Çünkü gün geçtikçe Îslâmî fetihler genişliyor, fethedilen şehir­lerdeki Müslümanlar, kendilerine Kur’ân-ı Kerîm’i ve İslâm hukukunu öğrete­cek kimselere ihtiyaç duyuyorlardı. Böyle bir ihtiyaçtan dolayı Sahabîler çeşitli beldelere dağıldılar. Meselâ, Abdullah b. Mes’ûd (ra) Kûfe’ye, Ubey b.Ka’b (ra) Şam’a gitmişti. Bu Sahabîler arasında Kur’ân’ın okunuşun­da bazı kıraat farklılıkları vardı. Bu dönemde gerçekleşen Ermenistan fethinde Iraklılar ve Şamlılar beraber bulunmuşlardı. Şamlılar Ubey b. Ka’b (ra) kıraatiyle,  Iraklılar ise Ab­dullah b. Mes’ûd’un (ra)  kıraatiyle okuyunca iki taraf arasında ihtilaf meydana geldi. Bu fetihlerde komutanlık yapan Huzeyfe b.el-Yemânî (ra) bu ihtilâfla­ra şahit olmuştu. Medine’ye döner dönmez durumu Halîfe Hz. Osman’a (ra) ha­ber verdi. Hz. Osman (ra) bunun üzerine Ashâb büyüklerinin görüşüne başvurdu. Neti­cede mevcut olan nüshadan birkaç tane çoğaltılarak bu şehirlere gönderilmesi­ne karar verdiler. Bu vazife için aralarında Hz. Zeyd b. Sâbit’in (ra)  de bulunduğu dört kişilik bir heyeti vazifelendirildi. Heyet, tek nüsha olan Mushafı yedi adet çoğaltılıp başta Basra ve Şam olmak üzere çeşitli medeniyet merkezlerine yollandı. Bu şekilde Kur’ân’ın okunuşu konusundaki ihtilâflar ön­lenmiş oldu. Şüphesiz, bu hizmette en büyük pay sahibi Zeyd b.Sâbit’tir (ra).[13]

Zeyd b. Sâbit (ra), Hz. Ömer (ra)  devrinde olduğu gibi, Hz. Osman (ra)  ve Hz. Ali (ra)  zamanında ve Emevîlerin ilk halîfesi Muâviye’nin ilk beş yılında fetva makamı görevini sürdürdü. Zira o, ashâbın en âlimlerinden biri kabul ediliyordu. Sadece Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemekle kalmamış, ayrıca mirasla ilgili olan ferâiz ilmini de çok iyi öğrenmişti. Nitekim Allah Rasûlü (sav) ashâbına: “Ferâizi en iyi bilen Zeyd’dir” demiştir.[14] Gerçekten de onun fıkıh usulü ve içtihadı kendi devrinde rakipsizdi. Öyle ki, sahabîden ve yedi fıkıh âliminden birisi olan Saîd b. Müseyyeb (ra) başkalarından duyduklarını Zeyd b. Sâbit’e (ra) sormadan kabul etmiyordu.

Kur’ân ve fıkıh ilimlerine çok büyük hizmette bulunan Zeyd (ra), aynı zamanda hadis ilmine de büyük katkı sağlamıştır. Rivayet ettiği hadisleri doğrudan doğruya Rasûlüllah’tan (sav) işitmiş, ayrıca Hz. Ebû Bekir (ra), Hz. Ömer (ra)  ve Hz. Os­man’dan (ra) da hadis öğrenmiştir. Kaynaklarda ondan 92 hadis adet hadis rivayet edilmiştir.[15] Bunlardan iki tanesi mealen şöyledir:

“Size iki şey bırakıyorum: Birincisi Allah’ın kitabıdır ki, gök ile yer arasında bir ip mesabesindedir, ikincisi ise Âl-i Beytimdir ki, Havz-ı Kevser bana veri­linceye kadar onlar benden ayrılamazlar”;  “Bizden bir hadis duyarak bunu hafızasında tutan ve başkasına duyuran kimsenin Cenâb-ı Hak yüzünü nurlandırsın. Çünkü bazen fakih olmadıkları halde fıkhı taşıyan kimseler vardır. Çok kimseler fıkhı kendilerinden daha fakih kimselere ulaştırırlar. Üç sıfat vardır ki, her Müslü­man onları yerine getirmekle mükelleftir. Bunlar, ihlâs ve Allah rızâsından ayrılmamak, âmir durumunda olanlara nasihat etmek, bir de cemaat ru­hunu muhafaza etmektir.'”

Zeyd b. Sâbit (ra), ilmi sayesinde ashâb tarafından büyük saygı görmüştür. Nitekim kendisi de âlim bir sahabî olan Abdullah b. Abbâs (ra) toplumda sahip olduğu yüksek sosyal mevkiine rağmen Zeyd’in (ra) evine gelir, ondan ilim almaya çalışırdı. Niçin böyle davrandığı kendisine sorulduğunda da “İlim gelmez, ilme gidilir” cevabı verirdi. Rivayet edilir ki, İbn Abbâs (ra) bir gün, Zeyd’in (ra) bineğinin üzengisini tutmuştu. Bu durumdan mahcubiyet duyan Zeyd’in (ra) “yapma” demesi üzerine “Alimlerimize saygı göstermek konusunda aldığımız emir budur” cevabını vermiştir. Zeyd (ra) de bunun üzerine İbn Abbâs’ın (ra) elini tutarak öpmüş, ardından da “Biz de Peygamberimiz’in yakınlarına böyle davranmakla emrolunduk” demiştir.[16]

Zeyd b. Sâbit (ra) sadece ilimde şöhret kazanmakla kalmamış, güzel ahlâkın da tim­sâli olmuştu. Aynı zamanda, Rasûlüllah’a (sav) olan sevgisiyle de tanınmıştı. Zeyd’deki (ra) Peygamber (sav) sevgisi o dereceye ulaşmıştı ki, her gün sabah namazında onun yanına gider ve hizmetinde hazır bulunurdu.

Bütün hayatı İslâm’a hizmetle geçen Zeyd b. Sâbit (ra) Hicretin 45. (M. 665) yılında vefat etti. Bu esnada 54 yaşındaydı.[17] Müslümanlar onun kaybından dolayı çok üzüldüler. Nitekim Abdullah b. Ömer (ra), onun öldüğünü haber aldığında  “Bugün insanların âlimi öldü” derken[18]; Abdullah b. Abbâs (ra) da birçok âlimin ilmiyle toprağa gömüldüğünü söylüyor ve Hz. Zeyd’in (ra)  kabrine işaretle, “İşte ilmin gömülmesi böyledir”, benzer şekilde Ebû Hüreyre de “Bugün bu ümmetin alimi ölmüştür” demiştir.[19]

 

 

[1]     İbn Abdilberr, II, 537.

[2]     İbn Abdilberr, II, 537; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, II, 278.

[3]     İbn Abdilberr, II, 538.

[4]     İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, II, 277.

[5]     İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, II, 278.

[6]     İbn Abdilberr, II, 537.

[7]     Taberî, III, 221.

[8]     Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 3.

[9]     İbn Abdilberr, II, 538.

[10]    İbn Abdilberr, II, 539; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, II, 279.

[11]    Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 3.

[12]    İbn Abdilberr, II, 538.

[13]    İbn Abdilberr, II, 622; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, II, 279.

[14]    Buharî, Menâkıb, 27; Müslim, Fedâil, 17.

[15]    İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, II, 279.

[16]    Zehebî, Siyerü A’lâm, II, 437-438.

[17]    İbn Abdilberr, II, 540.

[18]    Zehebî, Siyerü A’lâm, II, 434.

[19]    İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, II, 279; Zehebî, Siyerü A’lâm, II, 440.