KUR’AN’DA ADALET KAVRAMI
(Yarışmada 2. olan makale)
PDF Olarak İndirmek İçin Tıklayınız.

Muhammet KURTULUŞ*

  1. Giriş

Yüce Allah, insanlığa yol göstermek, zulmedenleri uyarmak, ihsanda bulunanları müjdelemek[1], akıl sahiplerinin düşünüp öğüt almalarını sağlamak ve nihaînoktada dünya ve ahiret saadetlerini temin etmek gayeleriyle tarih boyunca yine insanların içinden seçtiği peygamberler aracılığı ile ilahî buyruklar göndermiştir. Bu ilahî aktarımın son aşamasını Hz. Muhammed’e vahyedilen Kur’an-ı Kerîm oluşturmaktadır. Hz. Peygamber’in en büyük mucizesi olan Kur’an, tek seferde değil, 23 yıllık bir süreçte tedrîcen nazil olmuştur. Söz konusu dönemde, cahiliyye karanlığındaki toplum, Kur’an nuruna bürünmüş, yeni bir medeniyet inşa edilmiştir.  Kur’an ve sünnet çerçevesinde şekillenen ve kısa zamanda cihanşümul bir mahiyet kazanan İslâm medeniyetinin en önemli umdelerinden biri adâlettir.

Bu çalışmamızda öncelikle adâlet kavramının etimolojik yapısını ele alacak, daha sonra dinin üç boyutunu ortaya koyan ve cibril hadisi olarak isimlendirilen hadis-i şeriften[2] de esinlenerek, Kur’an’daki adalet mefhumunu ilahî, amelî ve ahlakî açıdan ayetler ve Hz. Peygamber’in hadisleri ışığında inceleyeceğiz.

  1. Adâlet kavramı

Adâlet (عدالة) kelimesi, “denk olmak, adaletle hükmetmek, doğru davranmak, istikamet üzere olmak”[3]  anlamındaki (ل–د-ع) fiilinden türemiştir. Bu kökten mastar olan (عَدْل) kelimesi de adâlet ile eş anlamlıdır. Bu bağlamdaadâlet; bir şeyi yerli yerine koymak, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, kişinin kendi mülkündeki tasarrufu[4], insaf ve eşitlik[5] anlamında bir terimdir.İslam literatüründe de eşitlik ilkesi adâlet kavramıyla ifade edilmiştir. Buradaşunu da belirtmek gerekir ki eşitlik, her zaman adâlet kavramını karşılamamakta, fakat onun bir cüzünü teşkil etmektedir. Söz gelimi “Çocuklarınıza verdikle­rinizde adaletli davranınız.”[6]hadîsinde adâlet, eşitliği ifade ederken sosyal adâleti emreden hükümlerde adâletten kasıt dengedir.[7] Şer’i ve hukuki manada ise bu kavram; dinen mahzurlu işlerden kaçınmak, doğru yola yönelmek, adâleti temin etmek, büyük günahlardan kaçınma ve küçüklerinde ısrar etmemek anlamlarında kullanılmaktadır.[8]Kişisel arzu ve isteklerden etkilenmeyen adâlet, ahlak ve hukukun en temel kavramıdır. Zıddı zulümdür ve cevrdir.

Kur’an’da adâlet, adl (عَدْلُ) , kıst (قِسْط) ve mîzan (مِيزَان) kelimeleri ile ifade edilmiştir. Ayrıca sıdk (صِدْقْ) kelimesi de ahlakî adâleti karşılamaktadır. A-d-l(ل- د -ع) fiili, isim ve fiil formları ile 12’si mekkî, 16’sı medenî toplam 28; kıst kelimesi 8’i mekkî 17’si medeni 25; mîzan ise 17’si mekkî 6’sı medeni 23 ayette yer almaktadır.[9]Kutsal kitapta kendisine bu kadar çok atıf yapılması, adâlete verilen önemi göstermektedir. Ayrıca bilindiği gibi mekkî ayetler genellikle inanç içerikli, medenî ayetler ise ibadet ve muamelat ağırlıklıdır. Adâlet mefhumunun her iki dönemde de emredilmesi ve vurgulanması, karşıtı olan zulmün şiddetle reddedilmesi, onun, İslam dininin başat ilkelerinden olduğunu göstermektedir.

Adâlet kelimesi Kur’an-ı Kerim’de; dengeli yapmak[10], denk tutup şirk koşmak[11], âdil davranmak[12], tevhid[13], Kur’an’ın adâleti[14], fidye[15], karşılık, aynılık[16], âdil, doğru sözlü, güvenilir kişi[17] anlamlarında kullanılmaktadır.[18] Şimdi bu kavramları daha detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.

  1. İlâhî adâlet

3.a. Allah âdildir

Allah Teâlâ, her türlü noksanlıktan münezzeh, kemal ifade eden sıfatlarla muttasıf ve en güzel isimlerin sahibidir.[19] Hz. Peygamber, esma-i ilahiyyeyi zikrettiği hadîsinde “El-Adl” ve “El-Muksit” isimlerine de yer vermiştir.[20]“El-Hakk” ve “El-Hakîm” isimleri de dolaylı olarak Allah’ın adâleti ile ilişkilidir. “El-Adl” ve “El-Muksit”, mutlak adâlet sahibi, dengeli davranan, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden, hak ve adâletten ayrılmayan anlamındadır.Ehl-i sünnet’inekseriyyeti, Allah’ın zatı ile kâim olan adl sıfatının varlığını kabul etmiştir.[21]

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın adaletle hükmettiğiواللهُ يَقْضِي بِا الحَقِّ وَالّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لاَ يَقْضُونَ بِشَيْءٍ اِنَّ اللهَ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِير“Allah, adâletle hükmeder. O’nu bırakıp taptıkları ise, hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.”[22], قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبٌّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَأ يِالْحَقِّ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ“De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda hak ile hükmedecektir. O, en âdil hüküm veren, (her şeyi) hakkıyla bilendir.”[23]ayetleriyle; hiçbir şekilde haksızlığa yer vermeyeceğiاِنَّ اللهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةِ“Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.)”[24]ayeti ile ve O’nun kelâmı olan Kur’an’ın da adâlet bakımından tastamam olduğuوَ تَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ صِدْقًا وَ عَدْلاً لاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ“Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.”[25]ayetiylevurgulanmıştır. Son olarak zikrettiğimiz ayette Allah Teâla, adâletin kaynağının ve ilk uygulayıcısının bizzat kendisi olduğunu belirtmektedir. Bu ayet göre, eğer bir ayetin konusu haber türünden ise Allah’ın kelamı sıdk (doğruluk ve gerçeklik) bakımından; yükümlülük türünden ise adâlet bakımından eksiksiz ve mükemmeldir.[26]

Yüce Allah, sonsuz ilim sahibidir ve ilmi her varlığı kuşatmıştır. Her şeyi bütün detaylarına vâkıf olarak bilmesi, mevcudâtı bir imtihan amacı ile yaratması ve ilahlığı dolayısıyla mutlak bir yetkinlikte olması sebepleriyle Allah’ın haksızlık yapması ve adâletsiz davranması muhaldir. Söz konusu vasıflar Allah Teâla’nın âdil olmasını, âdil olması da hakîm olmasını gerektirmektedir. Bu sebeple Allah, irade ve kudretini, adâlet ve hikmetine göre şekillendirmektedir. Yüce Allah, buna mecbur olmamakla birlikte, teşri’ sürecinde bu ilkeyi öncelemiştir. Örneğinkula, kaldırabileceği kadar sorumluluk yüklemesi, onu üstesinden gelemeyeceği bir işle yükümlü tutmaması bu kabildendir. Allah’ın kula gücünden fazla sorumluluk vermesi, zulmetmesi anlamına gelip adâleti ile çelişki arz eder ki bu da Allah Teâla hakkında düşünülemez.

Alimolan Allah, zaman ve mekanla sınırlı değildir. O, bize göre geçmişi, şimdiki zamanda oluyor olanı ve gelecekte olacak olanı zaman mefhumundan bağımsız olarak bilmektedir.Başka bir ifade ile, bize göre henüz gerçekleşmemiş bir hadisenin nasıl, nerede ve ne zaman gerçekleşeceği de Allah’ın bilgisi dahilindedir. Hal böyle olunca Yüce Allah,kullarının ahiretteki konumlarını da bilmektedir. Allah Teâla’nın bu bilgisini önceden ızhâr etmeyip ahirete saklamasının sebebini Gazzâli, Allah’ın,ikâbındaki adâleti, bağışlamasındaki fazileti gösterme isteği olarak açıklamaktadır.[27]

3.b. Allah adâleti emreder

Yüce Yaratıcı, insanlığı yoktan var etmiş, nizam içinde ve güven temelinde bir hayat sürmeleri ve bu hayatları sonucunda ebedi saadete ulaşmaları için adâlet prensibini ortaya koymuş, insanlardan da buna uymalarını istemiştir. Zira yer ve gök adaletle kâim olup adâlet sınırlarını aşan her oluşum altüst olmaya mahkûmdur.

Adâlet emri ile ilkin ilahi mesajı aktarma vazifesi ile müşerref olan peygamberler muhatap olmuş ve onlardan, gönderildikleri toplumda adâletle hükmetmeleri istenmiştir.وَ اِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلهٍ غَيْرُهُ وُ لاَ تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَ الْمِيزَانَ…..وَ يَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ  وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَ لاَ تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَاءَهُمْ وَ لاَ تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ“Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için ondan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayınVe ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adâletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.”[28], يَا دَاوُدَ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلِيفَةً فِي الْأَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ“Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adâletle hükmet.”[29]ayetleri ile Hz. Muhammed’den önceki peygamberlere olduğu gibi;  اِنَّا اَنْزَلْنَاكَ اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا اَرَاكَ اللهُ وَ لاَ تَكُنْ لِلْخَاءِنِينَ خَصِيمًا“Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab’ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!”[30],فَاِنْ حَاؤُكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ اَوْ اَعْرِضْ عَنْهُمْ وَ اِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّكَ شَيْءًا وَ اِنْ حَكَمْتَ فَحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ اِنَ اللهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَSana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adâletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adâletle hüküm yürütenleri sever.”[31], وَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ وَ لاَ تَتَّبِعْ اَهْوَاءَهُمْ وَ قُلْ آمَنْتُ بِمَا اَنْزَلَ اللهُ مِنْ كِتَابٍ وَ اُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْ“Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah’ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adâletli davranmakla emrolundum.”[32]ayetleri ile de Hz. Peygamber adâlet emrine muhatap olmuştur. Bu hitaplar sadece peygamberleri değil, onların şahsında tüm insanlığı kapsamaktadır.

لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَ اَنْزَلْنَا مَعَهُمْ الْكِتَابَ وَ الْمِيزَانَ لِيَفُومَ النَّاس بِالْقِسْط “Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adâleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik.”[33]ayet-i kerimesi genelde ilahî mesajların özelde ise Kur’an’ın adâletin bir ölçütü olduğunu belirtmektedir. Allah, Kur’an’da zaman ve topluma göre değişmeyecek temel kaideleri zikretmiş böylelikle insanlar için hukukî ve ahlakî düzlemde kıstas olacak unsurları göstermiştir.

Adâletin insanlar tarafından gerçekleştirilmesi istenen bir değer olması hasebiyle insanın çekinip saygı duyacağı bir otoriteye bağlılığı adâletin tesisinde önemlidir. Bunun için Allah, adâletin merkezine imanı yerleştirmiş ve adâlet duyusunun gelişimi ile Allah ve ahiret gününe imanı ilişkilendirmiştir.[34]Bu meyanda adâletin ilk uygulanacağı husus Allah’a imandır. “Bir şeyi yerli yerine koymak” anlamı dikkate alındığında, ilahlık noktasında Allah’ın mutlak yetkinlik bakımından denginin olmayışı sebebiyle O’nu tek tanrı olarak tanıyarak hakkını vermek adâlet; hiçbir fayda ve zarar veremeyen unsurları ilah mertebesine yükseltip şirk inancına savrulmak ise zulümdür. لاَ تُشْرِكْ بِااللهِ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ“Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür.”[35]ayeti bu gerçeği dile getirmektedir.[36] Öte yandan Allah’ın zerre kadar zulmetmeyeceği  مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَ مَنْ اَسَاءَ فَعَلَيْهَا وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعِبِيد“Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.”[37],اِنَّ اللهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ” Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez.”[38]ayetleriylebildirilmiş, insanların ahirette tüm amellerinin karşılığını bulacağı da ifade edilmiştir.[39] Bu çerçevede ahiret inancı, adâletin ve Allah’ın hükümlerinin uygulanması noktasında itici güç olmuştur.

Allah ve ahiret inancının tesis ettiği otorite ve mütekabiliyet, dünyevî boyutta insanların âdilâne davranışlarda bulunmalarını gerekli kılmış, bu durum Kur’an’da şöyle dile getirilmiştir:اِنَّ اللهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَ إِيتَائِ ذِي الْقُرْبَى وَ يَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْي يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَMuhakkak ki Allah, adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.[40] Allah Teala bu ayette nizamı sağlayan üç öğeyi emretmiş, buna karşılık üç çirkin hareketi yasaklamıştır. Bu ayete dair üç yorum tefsirlerdeöne çıkmaktadır. İlk yoruma göre adâlet, Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik etmek, ihsan da Allah’ın verdiği görevleri en iyi şekilde yapmak olarak açıklamıştır.[41] İkinci yorum ise adâlet kavramını;Allah’a ibadet etmede kişinin içi ile dışının bir olması, ihsan kavramını da ihlas olarak beyan etmiştir.[42] Temayüz eden diğer görüşe göre ise adâlet, her şeyi tam olarak yerine getirip ölçülü davranmak, ihsan ise iyilik edip hayır yapmak şeklinde izah etmiştir.[43] Bu yorumda ihsan daha çok öne çıkmaktadır. Zira adâlet toplumda dengeyi ve hukukî nizamı sağlamanın, ihsan ise toplumu mükemmelleştirmenin bir vesilesi olarak görülmektedir.Böylelikle ihsan, adaletin şaşmaz kesinliğine ve acımasızlığına bir bakıma yumuşaklık getirmektedir.[44]

قُلْ أَمَرَ رَبِّي بِالْقِسْطِ“De ki: Rabbim adâleti emretti.”[45], اِنَّ اللهَ يَأمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّواالْأَمَانَاتِ اِلِى اَهْلِهَا وَ اِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ اِنَّ اللهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا“Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor! Doğrusu Allah, işitendir, görendir.”[46]ayetleri adâlete uygun hükümler verme yükümlülüğünü kayıtsız ve geniş kapsamlı tutarak, tüm insanlara şamil hale getirmiştir. Başka bir deyişle İslam’ın istediği adâlet, yalnızca Müslümanlar arasında uygulanan değil, her insanın “insan” olması nedeniyle hakkı olan bir kavramdır.[47] Bu anlayışın bir ileri boyutu olarak يَا اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنَ قَوْمٍ عَلَى الاَّ تَعْدِلُوا اِعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُوا اللهَ اِنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ“Ey iman edenler, Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adâlet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adâletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.”[48]buyrulmuş, bırakın Müslümanı, düşman olan milletlere karşı dahi adâletin terk edilmemesi emredilmiş, adâletin Allah katında en yüce değer olan takvaya en yakın husus olduğu zikredilmiştir.يَا اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلهِ وَلَوْ عَلَى اَنْفُسِكُمْ اَوِالْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَقِيرًا فَاللهُ اَوْلَى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوَى اَنْ تَعْدِلُوا وَاِنْ تَلْوُا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا“Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitlik yaparak adâleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.”[49]ayeti ise bu anlayışın zirve noktasını temsil etmektedir. Adâleti temin ile görevlendirilenleri bu amaçlarından saptırabilecek âmilleri iki grupta toplamak mümkündür. Bunlar maddi menfaat ve manevi değerlerdir. Ayetin ilk kısmı manevî değerlerin, ikinci kısmı ise maddî çıkarların, insanı adâletten ayırmaması gerektiğine işaret etmektedir. Haksızlığa yol açıldığı durumlarda bunun halktan gizlense dahi her şeyi hakkıyla bilen Allah’tan gizlenmesinin imkânsız olduğu belirtilmiştir.[50]

  1. Amelî adâlet

            Amelî olarak nitelediğimiz şekliyle adâlet, fıkhî bir düzlemde vücut bulmaktadır. Kur’an’da emredilmesi, ısrarla vurgulanması ve onu hayata geçirecek olan insana yüklediği sorumluluk, insanların hakkaniyet bilinci içinde hareket etme yolunda çaba sarf etmelerini gerekli kılmıştır.

4.a.Yönetimde adâlet

Adâlet prensibi, idare mekanizmasında önemli bir konuma haizdir. Devlet başkanında aranan özelliklerden birinin adalet vasfı olması, idarecilerin adaletle yönettikleri sürece meşru sayılmaları ve zulme yöneldiklerinde meşruiyetlerini kaybetmelerine hükmedilmesi, adâleti sağlama işlevinin ne denli önemli olduğunun göstergesidir.[51]Adilane bir yönetimin nasıl olması gerektiğini devletreisliğinde uygulamalı olarak gösteren Hz. Peygamber, âdil yöneticinin cennete gireceğini[52], hiçbir gölgenin bulunmadığıkıyamet gününde Allah’ın gölgesinde gölgeleneceğini[53], kıyamet gününde insanların Allah Teâlâ’ya en sevgili olanı ve O’na en yakın yerde bulunanının adâletli devlet başkanı olduğunu[54], ailesinin ve halkının yönetiminde adâletli davranan yöneticilerin, kıyamet gününde Allah Teâla’nın yanında nurdanve yüksek koltuklarda oturacaklarını[55]belirterek bu yöndeki uygulamaları teşvik etmiş; “Kıyamet günü insanların Allah’a en sevimsiz ve en uzak mesafede olanı zalim devlet başkanıdır.”[56]buyurarak aksi istikametteki davranışlardan men etmiştir.Adâletin hakkıyla uygulanma imkanı bulabilmesi için devletin güçlü olması elzemdir. Zira kuvvete dayanmayan adâlet aciz kalacaktır. Devletin gücü ise adâletin hizmetkârı olduğunda değer kazanmaktadır. Mülkün ve medeniyetin temelini oluşturan adâlet, devlet yönetiminde hakim unsur olduğunda devletler gelişmekte, zulüm hüküm sürdüğünde ise yılıma ve çöküş kaçınılmaz olmaktadır.

Kur’an-ı Kerim, devlet sistemi içerisinde adâlet yükümlülüğünü yalnızca yöneticiler üzerinde görmemiş, halkı da bundan sorumlu tutmuştur. Zulme sapmanın halkların helak sebeplerinden olduğu وَ تِلْكَ الْقُرَى اَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَ جَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِدًا“İşte zulmettiklerinde yok ettiğimiz memleketler…Helak edilmeleri için belli bir zaman tayin etmiştik.”[57], وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرَى اِلاَّ وَ اَهْلُهَا ظَالِمُون“Biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helak etmeyiz.”[58]ayetleri ile beyan edilmiştir.

Savaş esnasında da hakkaniyet ölçülerinde davranmak, aşırıya gitmemek, Kur’an’ın telkin ettiği tutumlardandır.[59] Cezalandırmada وَ اِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُقِبْتُمْ بِهِ“Şayet ceza verecekseniz size yapılanın misliyle cezalandırın.”[60]ayeti ile limit belirlenmiş, inananlara, haddi aşıp zulme yönelmemeleri öğütlenmiştir. Savaşta dahi düşmana karşı âdil davranma düstûru, İslam medeniyetine, diğer medeniyetler karşındafâikiyyet kazandıran husustur.

4.b.Yargılamada adâlet

Kazâda, yönetim ve beşeri irtibatlarda adâlet İslâm’ın ve insanlığın nihai hedefidir. Kazâda adâletle hüküm, dava konusunu açık ve kesin yahut galip zan mertebesinde karara bağlayan nasların bulunması halinde bunlarla hüküm olarak telakki edilmiştir.[61] Yargılamada adâletin arzu edilen düzeyde yerini bulması için şahitlik müessesesi önemli bir konumda bulunmaktadır.

 

4.b.1. Şahitlik

Şehadet kökünden türeyen şâhit, fıkıh terimi olarak bir olaya veya duruma tanık olan ve tanıklık eden kişiyi ifade etmektedir. Hakların ihlâl edilmesinin önüne geçip bunların sahiplerine aidiyetini temin eden şâhitlik, Kur’an-ı Kerim tarafından emredilmiş[62] ve ilk dönemden itibaren İslam hukukunda kesinlik ifade eden ispat vasıtalarının en yaygın biçimde kullanılanı olmuştur.[63]Söz konusu işlevleri nedeniyle Yüce Allah, şehadetin önemine işaret ettikten sonra şahitlik için çağrılanların وَ لاَ يَأْبَ الشُّهَدَاءُ اِذَا مَا دُعُوا “Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar.”[64]ayeti gereği çağrıya icabet etmeleri gerektiğini; وَلاَ تَكْتُمُوا الشَّهَادَةَ“Şahitliği gizlemeyin.”[65]ayeti ile bildiklerini saklamanın günah olduğunu; وَالَّذِينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَائِمُون“Onlar şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir.”[66]ayeti ile şâhitliği gerektiği şekilde yerine getirmenin iyi ve ahlaklı insanın bir özelliği olduğunu belirtmiştir. Tüm bu gerekçeler, adâleti tesis etmede şahitliğin rolünü ortaya koymaktadır.

4.c. İktisadî hayatta adâlet

İnsanlar arası ilişkilerin büyük bir bölümünü ticarî ve ekonomik ilişkiler işgal etmekte, anlaşmazlıkların ekseriyetine de yine bu ilişkiler neden olmaktadır. Bu sebeple İslam dini miras, alış-veriş vb. parasal eylemleri tafsili olarak açıklamıştır. Kur’an bilhassa ticarî muamelelerde adaleti sağlamak için ölçü ve tartının tastamam ve doğru yapılmasınıوَ اَوْفُوا الْكَيْلَ وَ لاَ تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِين وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيم“Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın.”[67]ayetleriyle emretmiş; hile yapanları yermiştir.[68]

Hz. Peygamber, Kur’an’da yer alan ayetleri hayata aktarırken, güvenli bir ticaret ortamının oluşması için birtakım uygulamaları devreye sokmuştur. Müslüman kişinin yaptığı pazarlık üzerine pazarlık yapılmaması ve müşterilerin kızıştırılmaması[69], ticarette doğruluğa riayet edilmesi[70], el emeği ve alın teriyle kazanmaya teşvik edilmesi[71], satılan malın kusurlarının gizlenmemesi ve olduğundan farklı bilgi verilmemesi[72], malın pazara getirilmesinden önce ucuza kapatılmaması[73], zengin tacirin takvadan ayrılmaması[74], alınan borcun zamanında ödenmesi[75], helal yoldan başkasına girişilmemesi ve işçinin hak ettiği ücretin alın teri kurumadan ödenmesi[76] Hz. Peygamber’in iktisadî hayatta adâleti sağlama saikiyle ortaya koyduğu uygulamalardandır.

4.d.Malî ibadetlerin sosyal adâleti sağlama fonksiyonları

Sosyal adâlet; muhtelif toplum kesimleri arasında gelir dağılımı, kalkınmanın nimetlerinden faydalanma, yaşam standardı vb. ölçütler arasında belirli bir dengenin sağlanması; kamplaşmalara yol açabilecek gelişme farklılıklarının, uçurumların ortadan kaldırılması durumudur.[77] İnsanı sosyal bir varlık olarak yaratan Allah, onun hayatı boyunca arzuladığı düzeyde ve güven içinde bir yaşam sürmesi için malî birtakım normlar koymuştur.

Yüce Yaratıcı, insanları, insan olmaları açısından eşit yaratmış[78] ancak bunun dışında çeşitli yönlerden onları birbirlerine üstün kılmıştır. Bunlardan biri rızıktır.وَاللهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ فِي الرِّزْق“Allah rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı.”[79], نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَ رَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضَهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّا“Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, kimini ötekilere derecelerle üstün kıldık.”[80]ayetleri bu olguyu açıklamaktadır. Mamafih bu üstünlükler dünyevi olup İslamiyet, zengin ve fakir arasında dini hitaba muhataplık açısından fark gözetmemiştir. İslam’ın sosyal adâlet anlayışında ölçü eşitlik değil dengedir.Zekat, fitre, fidye ve sadaka gibi malî ibadetlerin ifasıyla fakirlere ve muhtaçlara yardım edilmesini amaçlayan Kur’an, sosyal adâletin ve insan eşitliği dengesinin en iyi yolunu ortaya koymuştur.[81]

Hukuki adaleti sağlamak toplumun mutluluk ve refahı için yeterli değildir. İdeal bir toplumun inşasında sosyal adalete de ihtiyaç vardır.Sosyal adâletin gerçekleşmediği ülkelerde gasp, hırsızlık gibi toplumdaki güven ortamını zedeleyici tepkisel suçların olması mukadderdir. Adâleti sağlama gayesiyle hırsızın elini kesmek ve bunu şer’î kurala bağlamak ise işe sondan başlamaktır. Yapılması gereken hırsızlığa yol açan her türlü sosyal adâletsizlik etmenlerini ortadan kaldırmaktır. Sosyal adâleti egemen kılmadan uygulanacak bir müeyyide sistematiği Kur’an’ın ruhu ile bağdaşmamaktadır.[82]

  1. Ahlakî adâlet

Adâlet kavramı, ahlakî zeminde ele alındığında bireysel ve sosyal yapıda hakkaniyete uygun yaşamayı sağlayan bir erdemi karşılamaktadır. Bununla birliktedinen haram kılınan şeylerden sakınıp hak yol üzere olmak, büyük günahları işlemekten, küçük günahlarda ısrar etmekten kaçınmak, kişinin, başkalarının arzu ve telkinlerinden etkilenmeden doğruluk ve dürüstlük ekseninde karar kılması ile kazandığı ruhî denge ve kemâl manalarına gelmektedir. Söz gelimi cimrilik ve savurganlık arasında dengeyi kurmak ve cömert olmakahlakî açıdan adâlettir.Bu meyanda ahlaki açıdan adâlet, sözlük anlamlarından biri olan itidal sözcüğü ile ifade edilmektedir. İtidal kelimesi Kur’an’da geçmemekte, ifade ettiği mana ya sıdk kelimesi ile ya da dolaylı olarak verilmektedir. Anlamlarından birisi “dürüst olmak ve doğru davranmak” olan adâlet kelimesi, “doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, sözünde ve inancında doğru olmak”  anlamındaki sıdk kelimesi ile örtüşmektedir.

Yüce Allah, insanı fizyolojik ve fizyonomik açıdan itidal üzere yaratmıştır.[83] Onu bu aşamada bırakmamış, İslam’la şereflendirmiştir. İslam akaidinin özelliklerinden biri de mutedil ve dengeli olmasıdır.[84] Bu itikadî siteme inandıktan sonra insandan hayatını dine münasip bir şekilde dizayn etmesi istenmiştir. Bu zaviyeden bakıldığında, ahlaki adalet, adeta insanın, eylemlerinde –kendisine önceden teklif edilen- altın oranı bulmasıdır. Bunun gereği ise ifrat ve tefritten kaçınmaktır.

Kur’an’da,فَمَنْ اِعْتَدَى بَعْدَ ذَالِك فَلَهُ عَذَابٌ اَلِيمٌ“ Kim bundan (cezalandırmadan) sonra haddi aşarsa ona elem dolu bir azap vardır.”[85]ayeti ile cezalandırmada; رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَ فِي الآخِرَةِ حَسَنَةً“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver.”[86]veوَابْتَغِ فِيمَا آتَىكَ اللهُ الدَّار الآخَرَةَ وَ لاَ تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا“Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma!”[87]ayetleri ile dünya ve ahiret işlerinde;وَ لاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلَى عُنُقِكَ وَ لاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلومًا مَحْسُورًا“Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.”[88]ayeti ile ekonomik tasarruflarda; وَ قَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَ يَكُونَ الدِّينُ لِلهِ فَاِنْ اِنْتَهَوْا فَلاَ عُدْوَانَ اِلا عَلى الظَّالِمِين“Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnızca Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık sadece zalimlere karşıdır.”[89]ayeti ile de düşmanlık ve barışta ifrat ve tefrite yönelmek kınanmış, Müslümanlardan bu tip davranışlardan kaçınmaları istenmiştir.İslam ahlakı da sosyal bünyede uç tutumlardan uzak ve mutedil bir yaşam tarzı öngörmüştür.

Kur’an-ı Kerim’de İslam ümmeti,وَ كَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أمَّةً وَسَطًا لِتَكُونَ شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَ يَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا“Böylece sizi, insanlığa şahit (örnek) olasınız ve peygamber de size şahit (örnek) olsun diye orta (ölçülü) bir ümmet yaptık.”[90]ayeti ile vasat ümmet olarak nitelenmiştir.Ayet-i kerimedeki vasat kelimesi müfessirlerce adâlet olarak telakki edilmiştir.[91]Bu çerçevede İslam ümmeti, belirli sınırları aşmayıp orta yolu izleyen, ölçülü davranan, diğer milletlerle olan ilişkilerini hak ve adâlete dayandıran bir toplumdur.[92]Başka bir ifade ile İslam ümmeti, Hz. Peygamber’in şahsında tüm insanlığa iletilen فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”[93]emrinin ve “Allah’a inandım de sonra da dosdoğru ol.”[94]hadisinin icabını yerine getirmeye çalışan bir toplumdur.

  1. Sonuç

Cahiliyye olarak isimlendirilen karanlık bir zihniyetin hüküm sürdüğü bir toplumda, tedricen nazil olan Kur’an-ı Kerim, insanoğluna iki cihan saadetine ulaşması için temel prensipler vaz etmiştir. Bunların başında adâlet prensibi gelmektedir. İmandan amele, amelden ahlaka kadar geniş bir perspektifte vücut bulan ve hayatın her alanını kapsayan adâlet kavramı, kendisine atfedilen öneme binaen kutsal kitapta en çok dikkat çekilen noktalardan biri olmuştur.

Allah Teala’nın her şeyi belli bir ölçü ve denge halinde yarattığı kainatta, insanın kendi görev ve sorumluluklarının şuuruna vararak, kendisine öğütlendiği şekliyle her şeyi yerli yerine koymasına ve itidal üzere olmasına adâlet denmektedir. Bu boyutuyla adalet salt hukuk olarak tanımlanmamakta, ondan daha geniş bir kapsama sahip olmaktadır. İslâm, temel hak ve özgürlüklerde eşitlik esasını benimsemekle birlikte sorumluluk yükleme noktasında adaleti esas almıştır.

Mutlak manada âdil olan Allah Teala tüm işlerinde adâlet ilkesini öncelemiştir. Bu çerçevede, kullarına zulmetmesi, hikmetsiz bir iş yapması, adâletten sapması Allah hakkında düşünülemez.Yüce Allah’ın bu yönünü bilen kişi, O’ndan gelen hükümleri çirkin göremez. Aksine rıza göstererek kabul etmeye çalışır. Herhangi bir zorlukla karşılaştığında bunun bir imtihan vesilesi olduğunu bilir ve sabreder. Bu gerçek insanı birçok psikolojik sıkıntıdan ve patolojik durumdan kurtaracak mahiyettedir. Bu bağlamda denilebilir ki adalet dalaleti giderir, saadete götürür.

HakkTeala kullarına da, ideal bir ferdi ve içtimai hayata nail olmaları için adâleti emretmiştir. Adaletin herkese karşı ve hiçbir dini, etnik vb. ayrım gözetilmeden, maddi ve manevi engellemelere takılmadan uygulanması Kur’an’ın isteğidir. Tatbikatında Kur’anî direktiflerin izdüşümünü bulduğumuz Hz. Peygamber de adâletli bir insan ve toplum oluşturma gayreti içerisinde olmuştur. Ayrıca makâsıd-ı şerîa olarak adlandırılan genelde dinin, özelde hukuk alanındaki dini hükümlerin hedeflerini gerçekleştirmek de adâlet ilkesinin hayata aktarılması ile mümkün olacaktır. Aşırılıklardan uzak durmak ve sırat-ı müstakim üzere olmak insanı huzurlu kılacak ve kemal noktasına taşıyacaktır.

 

Kaynakça

Abdülbaki, Muhammed Fuad, El-Mu’cemu’l-MüfehresliElfazi’l-Kur’ani’l-Kerim, Daru’l-Hadis, Kahire 2001

Ak, Ayhan, İslam Hukuk Felsefesi, Ensar Yayınları, İstanbul 2014

Apaydın, H. Yunus, “Şahit”, DİA, İstanbul 1988, , Cilt:38, s. 279

El-Buhari, Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail, El-Camiu’s-Sahih, İstanbul ts

Bilmen, Ömer Nasuhi, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meal-i Âlîsi ve Tefsiri, Bilmen Yayınevi, İstanbul 1985

Bursevi, İsmail Hakkı, Ruhu’l-BeyanTefsiri,(Tercüme: Ömer Faruk Hilmi), Fatih Yayınevi, İstanbul

Cerrahoğlu, İsmail, “Kur’an-ı Kerim’in Öngördüğü Adalet Esasları”, Diyanet İlmi Dergi, Nisan-Mayıs-Haziran 1993

Çağrıcı, Mustafa, “Adalet”, DİA, İstanbul 1988, Cilt: 1, s. 341

Demir, Ömer, Acar, Mustafa, Sosyal Bilimler Sözlüğü, Vadi Yayınları, Ankara 1991

Ebu Davud, Es-Sünen, İstanbul ts.

El-Gazzali, Ebu Hâmid Muhammed, İhyau-Ulumi’d-Din, 1-4, Bedir Yayınları, İstanbults.

Heyet (Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş), Kur’an Yolu, İyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2006

İbnCevzi, Ebu’l-FerecCemalüddin, Zadü’l-Mesir Fi İlmi’t-Tefsir,(Tercüme: Abdülvehhab Öztürk), Kahraman Yayınları, İstanbul 2009

İbnMace, Ebu Abdullah Muhammed b.Yezid Er-Rebei El-Kavzini, Es-Sünen, Kahire ts.

İbnManzur,Ebu’l-FadlCemalüddin Muhammed b.Mükerrem, Lisanu’l-Arab, Dar Sader, Beyrut 2003

Kara, Mustafa, “Kur’an’da Adalet Kavramı ve Güncel Değeri”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2013, Sayı:34

Karaman, Hayreddin, “Adalet”, DİA, İstanbul 1988, Cilt:1, s.344

Kılavuz, Ahmet Sâim, Ana Hatlarıyla İslam Akaidi ve Kelama Giriş, Ensar Yayınları, İstanbul 2016

Kutub, Seyyid, Fi Zılali’l-Kur’an, Hikmet Yayınları, (Tercüme: Bekir Karlığa, M. Emin Saraç, İ. Hakkı Şengüler), İstanbul 1985

Mehmed b. Mustafa El-Vanî, Vankulu Lügati, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, İstanbul 2015

Mevdûdî,Ebu’l-Al’â,Tefhimu’l-Kur’an, İnsan Yayınları, İstanbul ts.

Müslim, İbn el-Haccâc, Sahihu Müslim, İstanbul ts.

En-Nesai, Ahmed b. Şuayb, Es-Sünen, İstanbul ts.

Ragıp El- Isfahani, El-Müfredat fi Garibi’l- Kur’an, Ed-Daru’ş-Şamiyye, Beyrut 1997

Savut, Harun, Hikmet ve Fıtrat Ekseninde Adaletin Temelleri, TurkishStudies, Ankara 2014

Taberi, Ebu Ca’fer Muhammed b. Cerir, Camiu’l-Beyan An Te’viliAyi’l-Kur’an, Daru’l-Fikr, Beyrut 1988

Tirmizi, Ebu İsa Muhammed b. İsa, Es-Sünen, İstanbul 1992

“Topaloğlu, Bekir, “Adl”, DİA, Cilt: 2,  İstanbul 1988

Turgay, Nurettin, Kur’an’da Sosyal Adalet ve İnsan Hakları, Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Diyarbakır 1999

Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Yayınları, İstanbults.

* Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 2. Sınıf Lisans Öğrencisi

[1]Ahkâf 46/ 12

[2] Buhari, İman, 37; Müslim, İman 57; Ebu Davud, Sünen, 16; Tirmizi, İman, 4; İbnMace, Mukaddime, 9

[3]İbnManzur, Lisanu’l-Arab, Dar Sader, Beyrut 2003, c. 10, ss: 62-65; Mehmed b. Mustafa El-Vanî, Vankulu Lügati, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, İstanbul 2015, c. 2, ss:1897,1898

[4] Demir, Ömer, Acar, Mustafa, Sosyal Bilimler Sözlüğü, Vadi Yayınları, Ankara 1991, s.20

[5] Ragıp El- Isfahani, El-Müfredat fi Garibi’l- Kur’an, Ed-Daru’ş-Şamiyye, Beyrut 1997, s.552

[6] Buhari, Hibe, 12

[7] Heyet, Kur’an Yolu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Cilt: 3, s. 370

[8] Cerrahoğlu, İsmail, “Kur’an-ı Kerim’in Öngördüğü Adalet Esasları”, Diyanet İlmi Dergi, Nisan-Mayıs-Haziran 1993, Cilt:29, Sayı:2, s.17

[9] Abdülbaki, Muhammed Fuad, El-Mu’cemu’l-MüfehresliElfazi’l-Kur’ani’l-Kerim, Daru’l-Hadis, Kahire 2001, ss. 450,448,449,750,751

[10]İnfitar 82/ 7

[11]En’am 6/ 1, 150; Neml 27/60

[12] Nisa 4/ 58,135; A’raf 7/ 181

[13] Nahl16/ 76, 90

[14]En’am 6/ 115

[15] Bakara 2/ 48, 123; En’am 6/ 70

[16] Maide 5/ 95

[17] Maide 5/ 95, 106; Talak 65/ 2

[18] Kara, Mustafa, “Kur’an’da Adalet Kavramı ve Güncel Değeri”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2013, Sayı:34, ss: 141-151

[19]A’raf 7/180 ; İsrâ 17/110; Tâhâ 20/8 ; Haşr 59/24

[20]Tirmizi, “Da’avât”, 83; İbnMâce, “Duâ”, 10

[21] “Topaloğlu, Bekir, “Adl”,DİA, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, İstanbul 1988, Cilt:1, s:387

[22]Mü’min 40/20

[23] Yunus 10/54; Sebe’ 34/26;

[24] Nisâ 4/40; En’am 6/160

[25]En’am 6/115

[26]Heyet, Kur’an Yolu, Cilt:3, s. 363; Taberi, Camiu’l-Beyan An Te’vil-i Ayi’l-Kur’an, Daru’l-Fikr, Beyrut 1988, Cilt: 7, s. 9

[27]Gazzali, İhyauUlûmi’d-Din, Bedir Yayınevi, İstanbul 1996, Cilt:4, s. 932

[28] Hûd 11/ 84,85

[29]Sâd 38/ 26

[30] Nisa 4/ 105

[31] Maide 5/ 42

[32]Şûrâ 42/ 15

[33]Hadîd 57/ 25

[34] Savut, Harun, “Hikmet ve Fıtrat Ekseninde Adaletin Temelleri”, TurkishStudies, Ankara 2014, s. 456

[35] Lokman 31/ 13

[36] Şirk inancının zulüm olduğunu gösteren ayetler için bkz: Bakara 2/ 51,92,165; Al-i İmran 3/86; Maide 5/72; A’raf 7/148; Yunus 10/106; Kehf 18/15; Hacc 22/71

[37]Fussılet 41/ 46

[38] Nisa 4/ 40

[39]Kehf 18/ 49; Zilzal 99/7,8

[40]Nahl 16/ 90

[41]Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Yayınları, İstanbul, Cilt:5, ss: 254,255

[42]İbnCevzi, Zadü’l-Mesir Fi İlmi’t-Tefsir, Kahraman Yayınları, İstanbul 2009, Cilt: 3, s.445; Bursevi, İsmail Hakkı, Ruhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi, İstanbul, Cilt: 14, ss: 632, 633

[43]Heyet, Kur’an Yolu, Cilt: 3, s. 380-383; Bilmen, Ömer Nasuhi, Kur’an-ıKerim’in Türkçe Meal-i Âlîsi ve Tefsiri, Bilmen Yayınevi, İstanbul ts, Cilt:4, s. 1815

[44]Mevdudî, Tefhîmu’l-Kur’an, İnsan Yayınları, Cilt: 3, s. 52; Seyyid Kutup, Fi Zılali’l-Kur’an, Hikmet Yayınları, İstanbul 1985, Cilt: 9, ss: 234, 235

[45]A’raf 7/ 29

[46] Nisa 4/ 58

[47]SeyyidKutub, a.g.e., Cilt:3, ss: 286-288

[48] Maide 5/ 8

[49] Nisa 4/ 135

[50] Heyet, Kur’an Yolu, Cilt: 2, ss: 123, 124

[51] Ak, Ayhan, İslam Hukuk Felsefesi, Ensar Yayınları, İstanbul 2014, s. 199

[52] Müslim, Cennet, 63

[53]Buhârî, Ezan, 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudud 19; Müslim, Zekat, 91

[54]Tirmizî, Ahkam, 4

[55] Müslim, İmâre, 18; Nesâî, Âdâbu’l-Kudât, 1

[56]Nesâî, Zekat, 77

[57]Kehf 18/ 59, Hacc 22/ 45, 48; Ankebût 29/ 31

[58]Kasas 28/ 59

[59]Hucurat 49/   9

[60]Nahl 16/ 126

[61] Karaman, Hayreddin, “Adalet”, DİA, Cilt: 1 s. 344

[62] Bakara 2/ 282; Nisa 4/ 6; Maide 5/ 106; Talak 65/ 2

[63] Apaydın, H. Yunus, “Şahit”, DİA, Cilt:38, s. 279

[64] Bakara 2/ 282

[65] Bakara 2/ 283

[66]Me’aric 70/ 33

[67] Şuara 26/ 181, 182; Benzer ayetler için bkz: Rahman 55/ 8, 9

[68]Mutaffifin 83/ 1, 2, 3

[69] Müslim, Büyu’, 9, 11

[70] Buhari, İman, 24; Müslim, İman, 106

[71] Buhari, Büyu’, 15

[72] Buhari, Büyu’,10; Müslim, Büyu’, 51

[73] Buhari, Büyu’, 72; Müslim, Büyu’, 7

[74] Müslim, Zühd, 11

[75] Buhari, Zekat, 18

[76]İbnMace, Ticarat, 2, Ruhun, 4

[77] Demir, Ömer, Acar, Mustafa, Sosyal Bilimler Sözlüğü, s. 165

[78]Hucurat 49/ 13

[79]Nahl 16/ 71

[80]Zuhruf 43/ 32

[81] Turgay, Nurettin, “Kur’an’da Sosyal Adalet ve İnsan Hakları”, Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Diyarbakır 1999, s.47

[82] Ak, Ayhan, İslam Hukuk Felsefesi, s. 197

[83]İnfitar 82/ 6-8

[84] Kılavuz, Ahmet Sâim, Ana Hatlarıyla İslam Akaidi ve Kelama Giriş, Ensar Yayınları, İstanbul 2016, s. 29, 30

[85] Bakara 2/ 178; Nahl 16/ 126

[86] Bakara 2/ 201

[87]Kasas 28/ 77

[88]İsra 17/ 29; Furkan 25/ 63, 67

[89] Bakara 2/ 193, 194; Maide 5/ 8

[90] Bakara 2/ 143

[91] Çağrıcı, Mustafa, “Adalet”, DİA, Cilt: 1, s. 341

[92] Heyet, Kur’an Yolu, Cilt: 1, s: 141-143; Mevdudî, Tefhîmu’l-Kur’an, Cilt:2, s. 167

[93] Hûd 11/ 112; Şûrâ 42/ 15

[94] Müslim, İman, 13